“Kalbleri de tedavi edebilir misin?..”

Posted by admin | Genel | Salı 9 Mart 2010 11:16

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin (Ma’rifetnâme) adlı eseri çok kıymetlidir. Onda yazılı hadîs-i şerîflerde buyuruyor ki: (Mes’ûd o kimsedir ki, dünyâ onu terk etmezden önce, o dünyâyı terk etmiştir.), (Arzûsu âhiret olup, âhiret için çalışana, Allahü teâlâ dünyâyı hizmetçi yapar.), (Yalnız dünyâ için çalışana, yalnız kaderinde olan kadar gelir. İşleri karışık, üzüntüsü çok olur.)

ÖLÜMDEN ÖNCEKİ HER ŞEY…
Dünyâ zıll-i zâildir. Ona güvenen nâdimdir. O seninle kalsa da, sen onunla kalmazsın. Dünyâdan çıkmadan önce, kalbinden dünyâ sevgisini çıkar. Dünyâ lezzetlerine aldanmayan, Cennet ni’metlerine kavuşur. İki âlemde azîz ve muhterem olur.
Ölümden önce olan her şeye dünyâ denir. Bunlardan, ölümden sonra fâidesi olanlar, dünyâdan sayılmaz. Âhiretten sayılırlar. Çünkü dünyâ, âhiret için tarladır… Dünyâda olanlar ahkâm-ı islâmiyyeye uygun kullanılırsa, âhirete fâideli olurlar. Hem dünyâ lezzetine, hem de âhiret ni’metlerine kavuşulur. Mal iyi de değildir, kötü de değildir. İyilik, kötülük, onu kullanandadır. O hâlde, mel’ûn olan, kötü olan dünyâ, Allahü teâlânın râzı olmadığı, âhireti yıkıcı yerlerde kullanılan şeyler demektir…
***
Anlatıldığına göre salihlerden biri bir cemaatin yanından geçiyordu. Baktı ki, bir doktor, hastalıkları sayıyor ve bahsettiği her hastalığın nasıl tedavi edileceğini tarif ediyordu. Salih kişi doktora seslendi, “Ey bedenlerin tedavi edicisi! Kalbleri de tedavi edebilir misin?” Doktor “evet, hastalığını bana anlat” dedi. Salih kimse “Bahsettiğim kalbi atışında da büzülüşünde de günahlar karartmıştır. Onun tedavisi var mıdır?” dedi.

“SEN NE İYİ BİR DOKTORSUN”
Doktor şu cevabı verdi: “Böyle bir kalbin ilâcı, gece-gündüz Allah’a yalvarmak, yakarmak, O’ndan af dilemek, O’na ibadet etmeye koyulmak. O’ndan özür dilemektir. Kalblerin tedavisi böyledir, şifa ise gaiblerin bilicisi olan Allah’tandır.”
Doktordan bu cevabı alan salih kişi yüksek bir nara atarak ağlaya ağlaya yoluna devam etti. Yürürken şöyle dedi: “Sen ne iyi doktorsun, kalbimin tedavisini doğru bildin…” Doktor sözlerini şöyle bitirdi: “Bu tarifim, tövbe ederek kalbiyle tövbelerin kabul edicisi olan Allah’a yönelenlerin tedavisidir.”
O salih zat, doktordan bu sözleri duyunca “Allah” diye bir nara attı ve ruhunu teslim etti…

Namazda tefekkür

Posted by admin | Genel | Salı 9 Mart 2010 11:14

Sual: Namazda dünya işlerini düşünmemek için ne yapmalı? CEVAP: Namazda dünya işlerini düşünmek, ihlâs noksanlığından ileri gelir. Buna sebep olan eksiklikleri gidermeye çalışmalı. Her iş, Allah rızası için yapılırsa, ihlâs elde edilir. Namaza başlarken, Allahü teâlâyı görür gibi, edeple namaza başlamalı ki, namaz hakiki namaz olsun. Eğer beden namazda, kalb başka yerde olursa, o namaz sahih olsa da, makbul bir namaz olmaz. Bunun için, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil’azîm) dedikten sonra namaza başlamak faydalıdır.
İslam Ahlakı kitabında da deniyor ki: İmama uyunca, imam Fatiha’yı okurken, (Sağımda Cennet ve solumda Cehennem, ensemde Azrail aleyhisselam, karşımda Beytullah, önümde kabir ve ayağımın altında Sırat, acaba benim sualim kolay olur mu? Ettiğim ibadet, ahirette başıma taç, yanıma yoldaş ve kabrimde ışık olur mu? Yoksa kabul olmayıp, eski bez gibi yüzüme vurulur mu?) diye tefekkür etmelidir.

ARAŞTIRMADAN KIBLEYE DÖNMEK
Sual: Kıbleyi araştırmadan namaz kılan, sonra kıbleye rastladığını anlarsa namazı sahih olur mu?
CEVAP: Bir kimse, camilere, güneşe bakmadan, bilen birine sormadan ve araştırma yapmadan namaz kılarsa, kıbleye rastlamış olsa bile, namazı kabul olmaz; fakat rastlamış olduğunu, namazdan sonra öğrenirse sahih olur. Namaz arasında, öğrenirse sahih olmaz. Kıbleyi araştırıp da, karar verdiği yöne kılmazsa, rastladığını anlasa bile, tekrar kılması gerekir.

NESH VARDIR
Sual: Kur’anda nesh var mıdır?
CEVAP: Elbette vardır. Nesh, emir ve yasakların yürürlükten kaldırılması veya değiştirilmesi demektir. Allahü teâlânın, Hazret-i Âdem’den itibaren gönderdiği dinlerin hepsi itikatta aynı, amelde ise farklıydı. Sonra bütün dinleri nesh edip, İslamiyet’i göndermiştir. Kur’an-ı kerim 23 senede indi. Bu zaman zarfında bazı hükümler tedrici olarak indi. Mesela, içki önce haram değildi. Bir âyet inip fayda ve zararından bahsedilmiş, zararı daha fazladır denilerek bırakılması istenmiş; fakat kesin olarak haram edilmemişti. Daha sonra kesin olarak haram edildi. Bir âyet-i kerime meali:
(Biz, daha iyisini veya onun gibisini getirmeden, bir âyeti nesh etmez veya unutturmayız.) [Bekara 106]
Hâşâ, bu âyet-i kerime lüzumsuz yere inmemiştir. Nesh var ki, böyle bildirilmiştir. İslam âlimlerinin kitaplarında bu hususta çok açıklama vardır. Türedilerin, nesh yok demelerine itibar etmemelidir.

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »