En iyi ve en kötü iki şey!..

Posted by admin | Genel | Perşembe 25 Şubat 2010 17:20

Peygamber Efendimiz, Muâz İbni Cebel hazretlerini Yemen’e göndermişti. Hazret-i Muâz, vedâ edip ayrılırken şöyle dedi:
- Yâ Resûlallah bana nasîhat et.
Resûlullah efendimiz dilini işâret ederek;
- Diline sâhip ol, buyurdular.
Muâz, tekrar nasîhat istedi. Peygamber Efendimiz;
- Yâ Muâz! İnsanların yüzüstü Cehenneme düşmelerine sebep, dillerinden başkası değildir, buyurdu.
Ebû Hüreyre hazretleri şöyle demiştir: İnsan bir kelime söyler ve onu önemsemez. Oysa o kelimeden ötürü cehenneme yuvarlanır ve yine bir kelime söyler, bu kelimeyi yeterince takdir etmez. Halbuki Allahü teâlâ o kelimeden ötürü onu cennetin yüce mertebelerine yükseltir.
Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri şöyle demiştir: Hz. Peygamber bana şöyle dedi:
-Sana, bedenine hafif, mizanda ağır bir ameli öğreteyim mi?
-Evet, ya Resûlallah! Öğret!
-O amel susmak, güzel ahlâk ve seni ilgilendirmeyeni terk etmektir.
Bir defasında hazret-i Ömer, bir genci görünce şöyle buyurdu:
- Delikanlı! Eğer üç şeyin kötülüğünden kendini korursan, gençlik çağının sebep olduğu şeyden korunmuş olursun: Dilinin kötülüğünden, cinsî arzularının kötülüğünden, bir de midenin kötülüğünden korunursan, kendini gençliğin kötülüklerinden korumuş olursun.
Hazret-i Lokman Hakîm birisinin işinde çalışıyordu. Çalıştığı kimse;
- Şu koyunu kes ve en güzel iki parçasını pişirip bana getir, dedi.
Hazret-i Lokman koyunu kesti, yüreği ile dilini pişirip efendisine sundu.
Başka bir zaman da, en kötü iki parçasını istedi.
Hazret-i Lokman, bu defa da yine yüreği ile dilini pişirip götürdü. O kimse bunun sebebini sorunca buyurdu ki: “Temiz oldukları takdirde bedende kalb ile dilden daha güzel iki et parçası yoktur. Pis oldukları takdirde ise onlardan daha kötü iki et parçası yoktur.”

Kalbi ve dili doğru olmadıkça…

Posted by admin | Genel | Pazartesi 8 Şubat 2010 09:38

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Konuşma dört kısımdır. Bir kısmı katıksız zararlı, başka bir kısmı katıksız faydalı, diğer bir kısmı hem zararlı, hem faydalı, dördüncü bir kısmı ise, ne zararlı, ne de faydalıdır.
Katıksız zarar olan kısımda, mutlaka susmak gerekir. Çünkü onun faydası, zararını karşılayamaz. İçinde ne fayda, ne de zarar olan konuşmaya gelince, bu fuzûlî konuşmadır. Zamanın zayi edilmesi de zararın ta kendisidir.
Bu bakımdan elimizde dördüncü bir kısım kalıyor. O halde konuşmanın dörtte üçü düştü, dörtte biri kaldı. Bu dörtte birin içinde de tehlike vardır; zira bu kısmın içine riyanın inceliklerinden nefsi temize çıkarmak ve boş konuşmak gibi günah olan şeyler karışır. Öyle bir şekilde karışır ki idrâk edilmesi pek güçtür. Bu nedenle insanoğlu böyle bir konuşma ile kendisini tehlikeye atmış olur. Kim dil âfetlerinin inceliklerini bilirse, kesinlikle anlar ki, Hazreti Peygamberin bu hususta söylediği en keskin ve şaşmaz şu ölçüye uymaktan başka çare yoktur: “Kim susarsa kurtulur.”
Büyük âlim Karîzî şöyle buyurdu: “Az konuş. Sözün şerrinden Allahü teâlâya sığın. Çünkü belâ, ağızdan çıkan sözle yan yanadır.”, “Susmak, insana sevgi ve vakar kazandırır. Diline sahip olup, onu muhafaza eden kimse, sıkıntıya düşmez.”
Fudayl bin Iyâd hazretleri buyurdu ki: “İki şey kalbi katılaştırır. Çok konuşmak ve çok yemek.”
Muaz bin Cebel, Resulullaha, “Ey Allah’ın Resûlü! Biz söylediklerimizden sorumlu muyuz?” diye sordu. Hazreti Peygamber şöyle cevap verdi: “Ey Cebel’in oğlu! İnsanları burunları üzerine ateşe sürükleyen dillerin mahsulünden başka ne olabilir?”
Hadis-i şerifte şöyle buyuruldu: “Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Kalbi de dili doğru olmadıkça doğru olmaz. Komşusunun şerrinden emin olmadığı bir kimse cennete giremez. Kim selâmette kalmayı seviyorsa, sükûttan ayrılmasın.”