Herkes kendi ateşini götürür

Posted by admin | Genel | Pazar 28 Şubat 2010 09:12

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Âdem aleyhisselamdan beri herkes, şu veya bu şekilde tarafını belli etmiştir. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Âhiret yolcusu, iki ana yoldan birinde olmak zorundadır. İki yolda birden de olamaz. Bu iki yol, doğuyla batı gibidir. Ya doğuya veya batıya gidilir. Hiç kimse, batıya gittiği halde, ben doğuya gidiyorum diyemez. Tersini de söyleyemez. Çaresi yok, ya doğuya ya batıya, yani mutlaka bir yere gidilecek. Sadece, hangi tarafa gideceğini kendisi tercih edecek. Ahirette iki yer var: Cennet ve Cehennem. Üçüncü bir yer yok.
Nemrut’un, İbrahim aleyhisselamı atmak için yaktığı büyük ateşe, bir karınca durmadan su taşıyor. Evliya bir zat karıncaya, (Bu getirdiğin suyla bu ateş söner mi? Bir damla su atıyorsun, tekrar gidip su getiriyorsun. Neden bu kadar yoruluyorsun?) diye sorar. Karınca, (Ben de biliyorum ki, bu suyla bu ateş sönmez; ama ben tarafımı belli ediyorum. Ben ateşi söndüren taraftayım) cevabını verir. O zat, bir yılanın da devamlı ateşe üflediğini görür. Yılana, (Sen ne yapıyorsun?) diyor. O da, (Bu ateşi körüklüyorum, ateş alevlenip İbrahim’i hemen yaksın diye) diyor. Yani, o da tarafını belli ediyor. O halde insanlar iki tarafta. Biri ateşi söndüren, diğeri ateşi körükleyen… Herkes kendine bakacak, ateşi söndüren tarafta mı, körükleyen tarafta mı? Yani tarafını, rengini belli edecek. Renksizlik iyi değildir, başıboşluktur. Sürüden ayrılmış koyun, kurda kuşa yem olur.

Din gayreti
Bir Mecusi yani ateşe tapan, kendi din gayretiyle, insanlar için çok lüzumlu bir yere, güzel bir köprü yaptırır. Sultan Mahmud Gaznevi hazretleri bu köprüyü görünce, yaptıran kişiye dua etmek ister. Bunun üzerine yakınları, köprüyü yapanın Müslüman olmadığını söylerler. Sultan Mahmud Han bu kişiyi çağırtır, ona teşekkür edip, (Güzel ve faydalı bir hizmet yapmışsın. Gel, bir de Müslüman ol! Allahü teâlânın rızasını da kazan, ahiretini de kurtar, Cennetlik ol) der. Mecusi kabul etmez. Sultan, masrafının iki katını vererek köprüyü satın almak ister. Mecusi yine kabul etmez, (Ben bunu dinim için yaptım, parayla satmam) der. Bâtıl dini için bile, yaptığını parayla değişmez. Padişah, bedelini çok daha fazla vererek satın almakta ısrar eder. Mecusi yine kabul etmez. Zorla alacaklarını zanneder. Canımdan olurum da, köprüyü vermem diyerek köprüden kendisini aşağı atar. Ferideddîn-i Genc-i Şeker hazretleri bunu anlatırken, (Ey Müslüman! Sen din gayretini Mecusi’den mi öğreneceksin? O dini için canından oldu. Senin gayretin nerede?) buyurur.

Bağdâtlı velî Ebû Hamza

Posted by admin | Genel | Pazartesi 8 Şubat 2010 09:35

Ebû Hamza Bağdâdî hazretleri kelâm, fıkıh, tefsîr, hadîs âlimlerinden ve evliyânın büyüklerindendir. Dokuzuncu yüzyılda Bağdât’ta yaşadı. Doğum târihi bilinmemektedir. 901 (H.289) senesinde Bağdât’ta vefât etti…

“CAHİLLERDEN YÜZ ÇEVİR!..”
Ebû Hamza hazretleri, Bağdât’ta Ressâfe isimli mescidde vaaz ve nasîhat ederek insanların dünyâ ve âhirette saâdete, kurtuluşa ermeleri için gayret etti. Bu vaaz ve nasîhatlerinden birisinde şöyle buyurdu:
“Allahü teâlâ meâlen; ‘Câhillerden yüz çevir’ (A’râf sûresi: 199) buyuruyor. Nefs, câhillerin en câhilidir. O halde ondan daha fazla yüz çevirmelidir.”
“Fakirliği sevmek çetin bir imtihandır. Buna sıddıklardan başkası sabredemez. Ne zaman yoksul bir halde bulunursam kendi kendime; ‘Bu yoksulluk hâli sana kimden geldi’ derim. Sonra düşünür hiçbir kimseye bu yoksulluk hâlinin benden daha çok yaraşmadığını görürüm. O zaman onu hoşça kabullenir, berâber olurum.”
Ebû Hamza Bağdâdî hazretleri çok sevdiği talebelerinden birine buyurdu ki:
“Allahü teâlâ sana hayır yollarından birini açarsa, sen o yolda gayretle devâm et. Ama o nîmeti sana ihsân edeni ve o nîmete kavuşmana vesîle olanları da unutma. O nîmete kavuştuğun için büyüklenme. Senin yapacağın şey, buna kavuşturana şükretmendir. Eğer şükretmezsen, o nîmet, elinden alınır. İhsân edeni üzmüş olursun. Eğer şükredersen, sana daha hayırlı yollar, daha güzel nîmetler ihsân edilir. Nitekim Allahü teâlâ, İbrâhim sûresi 7. âyetinde meâlen; ‘Eğer şükrederseniz elbette size nîmetimi arttırırım ve eğer nankörlük ederseniz, haberiniz olsun, gerçekten azâbım çok şiddetlidir’ buyuruyor.”

KÜRSÜDEN YERE DÜŞTÜ!..
Uzun bir ömür süren Ebû Hamza Bağdâdî hazretleri, son zamanlarına doğru Medîne isimli mescidde insanlara vaaz etmeye başladı. Bir cumâ günü bu mescidde vaaz ederken kendisine gâibden bir ses geldi ve;
“Ya Ebâ Hamza! Bugüne kadar konuştun. Çok güzel ve tesirli konuşuyorsun. Ama bundan sonra konuşmaman daha hayırlıdır. Bakalım güzel konuşmayı başardığın gibi güzel sükûtu da başarabilecek misin?” denildi. Bu sesi işitince, birden rengi değişti. Halsiz ve bitkin olarak kürsüden yere düştü. Ondan sonra hiç konuşmadı. Allahü teâlâya ibâdet ve zikirle meşgûl oldu. Ertesi cumâya varmadan vefât etti…

Sonraki Sayfa »