Gece gündüz ağlayan genç

Posted by admin | Genel | Pazar 7 Mart 2010 16:02

Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden Huzeyfe (radıyallahü anh) rivayet ediyor. Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

“TEVHİD KELİMESİ KURTARIR!”
“Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi İslâmiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, hac ve umre nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir! Azîz ve Celîl olan Allahü teala Kur’anı bir gecede kaldırıp götürecek ve yeryüzünde ondan tek bir âyet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan meydana gelen birtakım insanlar kalacak ve: ‘Biz babalarımıza Lâ ilâhe illâllah kelimesi hâli üzerine yetiştik ve (dinden bildiğimiz) bu kelimeyi söyleriz’ diyeceklerdir…”
Hazreti Huzeyfe bu hadisi rivayet edince orada bulunan Sıla (radıyallahü anh) kendisine:
“O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, hac ve umre nedir, sadaka nedir bilmezken ‘Lâ ilâhe illâllah’ kelimesi onlara bir yarar sağlamaz” dedi.
Hazreti Huzeyfe, Sıla hazretlerinin bu sözünü cevapsız bıraktı. Sonra Hazreti Sıla bu sözü Hazreti Huzeyfe’ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Hazreti Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı, yüzüne bakmadı. Nihayet üçüncü defasından sonra ona dönerek üç defa:
“Yâ Sıla! Tevhid kelimesi onları (ebedî) ateşten kurtarır” dedi.
Bütün bunlar İsa aleyhisselâmın yeryüzüne gelip ıslahatından ve vefatından sonra kıyamet senelerinde olacaktır…
Hazreti Huzeyfe’nin naklettiği hadisede şunlar anlatılır:

“KORKU CİĞERLERİNİ PARÇALAMIŞ!”
Kalbine Allah korkusu düşen Ensar’dan bir genç evine kapanmış ve gece gündüz ağlıyordu. O kadar ki, zayıflamış ve tamamen güçten, takatten kesilmişti. Bu durum Resulullah Efendimize haber verildi. Gencin yanına gelince, o, son bir kere daha gücünü kullanarak dizlerini zorladı ve Nebiler Serverinin teşrifini istikbal için ayağa kalkıp kendisini O’nun kollarına attı. Resulullah Efendimiz de ona sımsıkı sarıldı. Biraz sonra Peygamber Efendimiz kollarını gevşettiğinde, genç ayaklarının dibine yığılıverdi. Bunun üzerine Server-i âlem, gözleri çok derinlere dalmış olarak şöyle buyurdu:
“Kardeşinizi defnedin korku onun ciğerlerini parçalamış. Kuvvet ve iradesiyle yaşadığım Allah’a yemin ederim ki; onu cehennemden korumuştur. Kişi umduğunu ister, korktuğundan da kaçar.”

Ehl-i sünnet âlimleri birer ışıktır

Posted by admin | Genel | Pazar 7 Mart 2010 16:01

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:  Dünya, mayın tarlası gibidir, bu mayınlara çarpmadan karşı tarafa geçmek çok zor bir iştir. Ahiret yolculuğunda, bu mayınların yerlerini bilen, bize rehberlik yapacak bir mübarek zat elimizden tutmazsa, bu meşakkatli, tehlikelerle dolu yolculukta yürüyebilmemiz imkânsızdır. Işık olmazsa, göz görmez. İnsan kör gibi olur, yolunu bulamaz, hiçbir yere gidemez. Bunun gibi, eğer Peygamberler gelmeseydi, hiç kimse Allahü teâlâyı tanıyamazdı. Önce refik sonra tarik… Yani yoldan önce yol arkadaşı gerekir.
Allahü teâlâ kime ışık nasip ederse, çok şükretmesi gerekir. Behaüddin-i Buhari, İmam-ı Rabbani, Mevlana Halid-i Bağdadi, Seyyid Fehim-i Arvasi hazretleri gibi mübarek zatlar, birer ışıktır.
Bu dünyada Allahü teâlânın bir kuluna en büyük nimeti, böyle mübarek bir rehberi, sevgili bir dostunu ona tanıtmasıdır. İmanımızı, ihlâsımızı, her şeyi onlara borçluyuz. Böyle hocanın hakkı ödenmez; çünkü Peygamber efendimiz, (Ümmeti arasında peygamber neyse, talebesi arasında hoca odur) buyuruyor.
Ayağımızı mayınlara bastırmadan, selametle karşıya geçirecek böyle büyük zatlar çok önemlidir. Her birinden Allahü teâlâ razı olsun. Elimizden geldiği kadar dua, tesbihat okuyup sevablarını ruhlarına göndermek, onların gıyabında onlara teşekkür etmek zorundayız; çünkü hadis-i şerifte, (Eğer birisi size bir iyilik yaparsa, siz de teşekkür etmezseniz, Allahü teâlâya şükretmiş olamazsınız) buyuruluyor. Yani, bize gelen nimete vesile olan kişiye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağımız şükrü, Allahü teâlâ kabul etmez.
Böyle mübarek zatların kıymetli kitaplarından Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek, ele geçmez bir hazinedir. Peygamber efendimiz, (Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi dalalette olacak, Cennete gidecek olan bir fırkası, “Benim ve eshabımın yolunda gidenler” kurtulacak) buyuruyor. Yalnız, “benim yolumda” buyurmadı, ayrıca “Eshabımın yolunda” buyurdu. Cenab-ı Hak, (Sana uyan, bana uymuş olur) buyuruyor. Resulü de, (Benim Eshabıma uyan, bana uymuş olur) buyuruyor. Dolayısıyla Resulullah efendimizle Eshabını ayırmak, dini bölmek, dinden çıkmak demektir. İşte Allahü teâlâ, 73 fırkanın içerisinden bir fırka olan Ehl-i sünnet vel-cemaat fırkasını bize nasip etti. Bu, doğrudan doğruya Cennete gidecek olan bir fırkadır. Bu fırkanın bir mensubu olmak ne büyük saadettir!

Sonraki Sayfa »